The way you look tonıght*

IMG_0088.JPG

“Asla,asla değişme
Çünkü ben seni seviyorum…”

Hani o tüm sıcaklığı ile gözlerin ışıldar ve burnunun üzerinde hafifçe kırışıklığa neden olan bir gülüş olur ya yüzünde ,tıpkı bir sonbahar yaprağı gibi düşersin o anlarda gülüşünle yüreğimin üzerine…sen asla değişme ,çünkü ben seni o halinle seviyorum,gülüşünü,dudaklarından dökülen o güzel mi güzel insanı alıp götüren ,içini ısıtan sözcüklerini seviyorum.

-“Değişme hiç ne olur “diyorum sana buz tutmuş bu kentin sokaklarından,
evlerin çatılarındaki saçaklarda duran sarkıtlar üşüyen bir şehri ve mevsimlerle değişen hayatın nasıl kaskatı kesildiğini gösterirken, ben sana “hiç değişme “diyorum.
öyle ümitsiz ve ölesiye keyifsiz,ölesiye öfkeliyken bu dünyaya ve yaşama.
Sen dünyanın en sıcak gülüşünü verdin,
gece ve dünyam buz kesmişken,
mevsimler değişmişken ruhumda ve kalbimde.
Sana diyebilirdim ki “kalbimi öyle bir ısıttın ki o gülüşle”,
onu alıp sokak ortasına bıraksam aşksız sevgisiz onca insan da bunu görse ve anlasa bir parça bir gülüşün şu hayatı nasıl değiştirdiğini.
“Bu geceki bu gülüşü hep hatırlayacağım,Sen hiç değişme ne olur?”
Ben artık bu saatten sonra ne seni yüzündeki bu gülüşünle ve ne de o kalbi bırakabilirim içinde sen varken.Yeryüzü, tüm dünya buz gibiyken geldin yer ettin o içimi ısıtan gülüşle.Hiç unutamam ki o günü ve seni.
O yüzden diyorum sana sakın değişme!
O gülüşünle içimi ısıt ,dünyamı ısıt ,beni sev o gülüşle,sakın o dudakların kıvrımını yerlere bırakma,bırak yer etsin yüzünün en güzel yerinde,içimde…

İşte sözcükler kendiliğinden döküldüğü gibi geliyor notalarla demek isterdim bu güzel “The way you look tonight” yorumunu Tony Bennett’dan dinlerken.Oysa öyle olmuyor hiç bir şey.Çünkü hiç bir şekli ve haliyle rastlantısal değil ömrümüz,yaşantımız,karşılaştıklarımız ve biz yaşarken içimizde hisettiklerimiz.Yaşadığımız günler ve saatler değişiyor,paraleller ve meridyenler boyunca.Peki biz değişiyor muyuz…?Evet,zamanla belkide.Peki değişmese hep öyle kalsa olmaz mı o gülüşler,sevmeler,öpüşler de değişmese…

Sahi Sevgilim sen beni hangi zamanda ve hangi halimle sevdin,sence öyle mi yine herşey,yoksa bende mi değiştim,mevsimler,yollar,nehirler ve denizler gibi.Şarkılar değişti,notalar farklı, akorlar da farklı basıyor bu zamandaki hayatta,belki de sırf bu yüzden ben, bu kendi şarkılarım dediğim şarkıların içine gömüldüm ve inatla seni sevdim bu hayatta,kaç mevsim geçti,ıhlamurlar kaç kez çiçek açtı,akçaağaç kaç kez yaprak döktü,tüm iklimler değişti,yeryüzünün coğrafyası dahi değişti de İnan benim kalbim hislerim hiç değişmedi ve içimde aklımda hala sen ,hep sen ve seni seviyorum tüm güzelliğinle o en eskilerde sevdiğim gibi “sahiden”!…Yeni şarkılarla sevemiyorum seni , içimdeki aşkın sözcükleri sanırım Shakespeare döneminden işte tam da bu yüzden bu şarkılarımın içine işliyorum hayatı ve seni tıpkı yıllardır kalbime işlediğim gibi.Aslında biliyor musun Sevgilim, yeni bir şey yok bu yaşadığımız dünyada , içinde en güzel söz ve melodisi olan tüm şarkılar yeniden yorumlanıyor,İnan bulabilseler o eski aşıkları da kendilerince yorumlayacaklar,neyse ki ruhları oraya ulaşamıyor yalnızlıktan ve acıdan.
Şarkı da diyor ya “Sen asla değişme!
Ben seni seviyorum, o gülüşünle gecemi o aptal kalbimi,içimi ısıttın,sakın değişme,
Ben seni hep bu gecedeki gibi hatırlayacağım,
Sen içimi ısıttın,
Ben buz tutmuş dünyamda yapayalnızdım”
Bir tek şey var herşeyi yeniden yorumluyorlar şimdi sözleri,kelimeleri ,söyleyen de söylenen cümleler de kısaldı artık teknolojinin elinde dilinde,işte bu yüzden aşklar da ,sevmeler de , öpüşler de uzun soluklu olamıyor.Canım yerine “cnm” kaldı geriye sözcükler yerine.Oysa ne sol anahtarı, ne notalar , ne de nota değerleri,ne de notaların yerleri değişmedi.Hayat,yaşamak ve içindeki değerler bence hiç değişmedi tıpkı seni sevdiğim o ilk hal gibi.Aşkın en yalın haliyle.
Bende seni sözleri güzel o şarkılar gibi yaşamımı ısıttığın o ilk haliyle hep aşk içinde sevmek istiyorum.
Tony Bennett ve Ve şarkısı geceme eşlik ediyor,senin yokluğunda,tüm şehir uykudayken ben seni düşünüyorum…
“benim için hiç bir şey yok ,Seni sevmekten başka
Bu geceki göründüğün o güzel halini sevmekten başka
O Sevecenliğinin büyüdüğü her sözcükle korkularım dağılıyor,
Ah bu gülüş,burnun kırışmasına neden olan bu gülüş,
Aptal kalbimi etkiliyor.
Asla,asla değişme
…..
Çünkü ben seni seviyorum
Tam da bu geceki görünüşünü
Tam da bu geceki bakışını…”

*The way you look tonight
Swing time filminde Fred Astaire tarafından seslendirilen şarkının müziği Jerome Kern ,sözleri ise Dorothy Fields tarafından yazılmıştır.
1936 da Akademi ödüllerinde en iyi özgün şarkı dalında ödül almıştır.

Nature Boy*

IMG_0097-0.JPG

Hayatın büyülü olduğu zamanlardı, bana gülümsediğinde yağmurlu bir yaz vakti mi desem hani üzerimden sıyrılıp akmıştı sanki yeryüzünün tüm tortusu, pası ve taa içime dolmuştu gözlerinin ışığı…
Öyle özlemiş ki ellerim ayaklarım seni öylece durup dakikalarca bakmış uzayıp giden günün gölgesinde gözlerimizin içine.O an yüreğimin o kıpır kıpır haline gülümsemiştin.Benimse bir adım değil bir milim kıpırdayamadığım andı.İçimde herşey bir deryaydı.Ama işte diyorum ya anlatamadım ki bir kelime dahi çıkamadı ağzımın dik yokuşundan o an,kalbim durdu , yeryüzü durdu, güneş bile dayanamadı o sağanak yağmurun ardından kendini gösterdi, bir şey söylemek ister gibi bir tutam gökkuşağı yerleştirdi,saçlarımın üzerinden akan yağmur damlaları üzerine.
“O adam diyor,büyülüydü,
sözleri sözcükleri aşk içindi
Sevmek diyordu sadece
Karşılığında da Sevilmek diyordu”
Aşk büyülü bir yolculuk.Hani o senin beni en karşılıksız sevdiğin zamanlar var ya işte o anlar ve o anda olmanın büyüsü.
Diyorum ya sen her karşımda durduğunda o aldığım nefes ne zor girer göğüs kafesime ,Ne zorlanırım gözlerinin ışığı ve pırıltısında bir an seni kaybetmemek için bedenim yapması gereken herşeyi karıştırırdı,tıpkı aklım gibi.
Keşke yaşam ayarlarımızı , yeni teknoloji ürünleri gibi fabrika ayarlarımıza geri döndürme şansımız olsaydı.Oysa öyle zor oluyor ki biz insanlar için geri dönüşüm.O kaybettiğimiz ilk ayarlarımıza dönmemiz.Her duygumuzu düğümlemeden o en doğal hali ile karşıladığımız yıllarımız,yaşlarımız onlara dönmemiz ne zor.Tam da bu anlarda işte iyi ki bu şarkılarımız var içimizdeki birşeyleri dönüştürmeye ve yeniden hatırlamaya herşeyi.

Ve günlerden bir gün,
hani sen bana baktığında müziğin tüm notaları koşar gelirdi kapıma,şairler dizelerini yetiştirme telaşında bizi anlatan en güzel kelimeyi bulma çabasında olurdu,O büyüyü yaşadığımız zamanda.

” bir gün o büyülü günde
Benim hayat yolumdan geçti
Sadece gerçek bir insandı o geçen
Hiç bir şey söylemedi,
Onun denizlerin üzerinden
Ve millerce kilometrelerce karaparçaları geçerek geldiği söylendi.
Biz çok şey konuşurken
Aptallar ve krallardan
Herşeyi bilen ve ahkam kesen insanlardan,
Bildiğini sandığı yanlışlarda ısrar eden o kör beyinlerden,
Durdu ve bana dönerek dedi ki;
“Hiç öğrenmeyeceksiniz ,
En basit şeyin sevmek olduğunu
Ve karşılığında da sevilmek olduğunu”
İşte bu kadar basit diyordu ve bir o kadar da doğal olan buydu tüm hayat bunun üzerine kuruluydu ve o büyülü zamanlar geçip gidiyordu.Yaşamak zorunda olduğumuz anlar varya işte onlar şimdiki zamanlar “Sevme beceriksizliğimiz” yüzünden geçmek bilmiyordu.
Oysa sana baktığım ve seni her gördüğüm an ilk kezmiş gibi gördüğüm o günler var ya sanki gökyüzü ayaklarımın altına serilirdi,Güneş nereye kayboldu diye soracak olsan gözlerinde derdim, biraz çekinerek hafiften bakışlarımı kaçırarak.Söylerdim zorda olsa Seni herşeyden çok sevdiğimi.Sen olmasan şu koskoca evrende şu gezegende ne de yalnız hissederim kendimi demek isterdim ardından.
Yine akşamın o sessiz güzelliğinde şarkılar dökülüyor yıldız tozu gibi bakışının ardından…
“Biraz utangaç ve gözleri hüzün doluydu”tüm bunları anlatırken bana.Çok uzaktan geldiği o kadar belliydi ki sağ omuzuma yaslandı ve uykuya daldı.
“Her şey o kadar doğal ve basit ki aslında,
Sadece Sevmek ve Sevilmekti karşılığında”
Geceye doğru süzülen ve uçuşan sözcükler,esen rüzgarın güzelliği , şehrin pırıl pırıl ışıkları içinde uyuyakalmışım olmalıyım ki başucumdan gelen bir “çıt” sesiyle irkildim,dedim ya öylece uyuyup kalmıştım,elimde Nat King Cole’un albüm kapağı, diğer tarafta bilgisayar, tv herşey açık kalmış,şehrin ışıkları içinde uyumuştum,sanki bir mevsim uyumuştum gökgürültüsü ve ve yağmuru görünce öyle hissettim bir an.
Sanırım büyülü bir rüya gördüm,içinde sen, ben ve birde aşk geldi peşimizden.Şimdi Uyandım Sevgilim,içimde sen.”Nature Boy” çalarken gözlerimde biraz hüzün kalmış olmalı ki onu da sağ elimin ayası ile gözlerimi ovuştururken gitti.Uyku sonrası,aklım ,kafam karışık tüm plaklarımı dağıtmışım tıpkı senin yokluğunda dağılan kalbim gibi.Ha birde nerdeyse tam bir mevsim geçmiş, sahiden koca bir yaz sen yokken ve Sonbahar gelmiş kapının eşiğine.
“Biliyor musun?,hava artık çok güzel olduğum yerde, sende gelebilirsin.”dedim içimden sana.Ve olduğum yerden şehrime baktım, yağmur damlaları düşerken “sen sonbaharda daha güzelsin” dedim,kalktım,bir bardak su aldım.Bi yudum ya içtim ya içmedim aniden sağanak hale dönen yağmura bakarken,”Nature Boy” bestesi için Eden Ahbez’e şükranlarımı ilettim,Nat King Cole içinde bir sevgi sözcüğü fısıldadım biten geceye,iyi ki müzik var,mevsimler var ve en güzeli SonBahar tıpkı en son olan aşkım sen gibi.
Birde yazdan kalan yıldız pırıltıları ve sözcükler havada asılı kaldı,şimdi onlarda senin olduğun yere gelsin tatlı bir ninni gibi o güzel uykunda seni dinlendirsin Sevgilim.
Iyi ki sen o büyülü günde benim hayatımdan geçmişsin,Hayatının tüm notalarıyla.

Nature Boy*(1947)
Bestecisi Eden Abhez,1948 yılında 8 hafta boyunca hit olmuştur,Eden Abhez’in çok farklı bir yaşam tarzı olmuş sene 1940’larda hippi sayılacak bir tarz nerdeyse,uzun saç ve sakal ve beyaz bir cüppe içinde sandaletleri ile dolaştığı düşünülür ve evinin olmayışı da eklenirse bunlara şarkının adının neden Nature Boy olduğu da anlaşılır.

Smoke gets in your eyes*

20140622-135108-49868350.jpg

Duman girer gözlerine…

-“aşkının gerçek olduğunu nerden biliyorsun?” ki diyor,
– “duman” diye yanıt veriyor, “duman ,gözlerine girdiği anda ”

-Duman mı?Ne dumanı?Nasıl? Derken, uzun uzun akşamın dünden beri bir türlü dönmeyen fırtınalı havasına bakarak “evet” diyorum doğru bu havada neler birbirine girmez ki?
Ama aklıma takılıyor , Duman….?Yoksa o duman dediğin şey kalbimin sana yüzyıllardır âşık olduğunun tek göstergesi olan gözlerimdeki yaşlar mı?ve gözlerimi açamıyorum o yüzden,tıpkı barometrenin içindeki civa gibi yerinde duramayan yüreğimi tutamıyorum ardından ,gözlerim sisli dumanlı puslu sevgilim sen yokken hiçbir yeri göremeyişim bu yüzden mi?
Sen yokken işte o kalbimin içindeki yanan ateş ve dumanı gözlerimden çıkan senin yokluğunda.
Ve şarkıda gözlerin dumanlı dumanlı bakıyor neden diyor içim diyorum içim yanıyor,belki aşktan,belki yoksun ya ondan,sen şimdi bir vaha gibi oldun benim için ben böyleyim,gözlerim dumanlı,aslında şarkı dumanlı diyor ama benim gözlerimdeki ayrılık nemi, ve her bir damlasında seni daha çok özledim yazılı.
Şarkı devam ediyor,içimde diyor;
” içimde çok derinlerde,inkar edilemez bir şeyler var,”desem şu an o kadar çok insan vardır ki buna gülüp geçecek olan,aşkla dalga geçmeye hazır onlarca kalp onlarca akıl varken ben sadece gülüp geçeceğim tüm bunlara
hatta neşelenip güleceğim belki de anlayamadıkları o aşkın kapısında
seni nasıl sonsuz bir aşkla beklediğimi ve hep ümit ettiğimi ama ben hiç vazgeçmeyeceğim sadece güleceğim tüm bu inançsız kişilere ve hayata,
hatta seni daha çok seveceğim,gözlerimde bu yaşlar olsada hep bileceğim ki sadece seni seveceğim.Ağlıyor musun yoksa nedir o gözlerindeki dendiğinde ,hepsi aşk için diyeceğim.

Ve şarkı soruyor ben tam da bunları yazarken;
“Aşkının gerçek olduğunu nerden bileceksin,
İçimde birşeyler var hissettiğim,dayanılmaz ve bir o kadar da anlatılmaz,
Bir gün diyorlar, göreceksin aşkın gözü kördür,
Kalbindeki ateşten , gözlerinde dumanlar yükselirken içinin ateşinden,
Belki o zaman gerçeği göreceksin,
Aşkın gözü kördür”

Peki aşkın gözü neden kör olsun ki sevgilim,ben seni sevemez miyim aklım başımdayken,ben seninle bir ömür geçireceğim derken,ömrümden mi vazgeçeyim, yoksa aşkı en güzel halinde içimde taşırken yıllardır,neden delireyim,hem seni ararken gözlerim bunca yıl neden körlemesine seveyim aklım başımdayken ve daha vakit varken tüm bu söylenenlere sadece güler geçerim.

“Onlar benim aşkımdan şüphe ederler ve ben güler geçerim” diyor notalar havada uçuşurken ben derim ki evet hayatta herkesin kaçtığı bir şey aşk ve ateş, evet tıpkı cehennem ateşinden kaçmak gibi,oysa cennette rahat edeceğimizi kim söyledi ki,ben seninle hayat cehennem olsa da vazgeçmem, kim ister ki Cennette olmayı sensiz,eğer her yer Cehennem olacaksa aşkla olsun,ateşle oynamak varken güzel güzel,sensiz Cennet kalsın orada ve kim isterse âşık olmadan gitmeyi,Bırakalım girsin içeri.
“Sadece gülüyorum tüm bu hayata ve hayatta olanlara,
Yanlış anlaşılmalara,hayatı yanlış yorumlayanlara sadece gülüyorum arkadaşlarıma,
Hayatı tüm hataların ve hatalarıyla sevemedikten sonra ne anlamı kalır ki, Sadece Paris’in en güzel caddelerini sevmek ama ara sokaklarını sevmemek gibi,o halde nerde kaldı senin Paris aşkın denmez mi buna,o güzelim ara sokakların suçu ne biraz daha ilgisiz kaldıysa,hatalarımızın ne günahı var,kimseyi sakın sadece en iyi tarafıyla sevmeye çalışmayın,yoksa güzel bir ateşi alevlendirmek için gözlerinize giren dumanlar sizin değil bir başkasının aşkından gelen dumanlar olacaktır.
Şarkı devam ediyor,en nefis yorumuyla kimden isterseniz dinleyin “smoke gets in your eyes” sözleri ve sözsüz halide bir o kadar güzel öyle gerçek ki
” gülüyorum işte diyor arkadaşlarıma bana böyle “aptal gibi neden âşık oldun diyenlere,gülüyorum sadece.
“Bu aşk muhabbeti fazla uzun sürmez diyor diğerleri,
Ama ben sadece gülüyorum,gözümde dumanlar,
Şüphe etmez misin sen hiç bu aşktan diyorlar,
Ben sadece gülümsüyorum ,
İçimde öyle dayanılmaz şeyler var ki,gözümdeki yaşlar içimdeki ateşe damlayor,
işte o yaşlar diyorum beni dumana boğan”
“eğer ki hoş bir alev üzerine bir damla düşerse gözlerine duman girer” işte bu sana âşığım seni çok özledim demektir.
Dedim ya gözyaşlarımı saklamayacağım,herkes gülse de,ben sadece gülümseyeceğim,gözlerimde içimdeki senle.

Seni çok özledim…

*smoke gets in your eyes
Roberta müzikali için 1933 yılında,Amerikalı besteci Jerome Kern tarafından yazılmış,sözleri ise Otto Harbach ‘a aittir.
Film olarak 1935’te uyarlanmış.Fred Astaire ve Ginger Rogers başrollerde oynamış.
1958’de Platters tarafından kaydedikten sonra birçok caz müzisyeni tarafından defalarca yorumlanmıştır.

My Romance*

20140525-233234.jpg

“Ah mine’l Aşk!” ** Cümlesini okursunuz Gündüz Vassaf’ın Cehenneme övgü kitabını okumaya başlarken.Evet çok anlamlı ve güzel bir kelime gibi gelmişti bana “minel”.Anlamını öğrendiğimde ise öyle üzülmüştüm ki -den, -dan dışında bir anlamı yoktu evet sadece o kadar.Oysa ben ne çok sevmiştim bu kelimeyi anlamını bilmeden ,öğrendiğimde de şaşmıştım.Bana sorsalar sanki sayfalar dolusu yazı yazabilecek gibiydim hakkında o kadar sevmiştim.
İşte tek başına anlamı olmayan ama güzel bir kelimeydi Sevgilim, sadece o kadar , yani tıpkı sensiz ben,bensiz sen gibi birşey benim anladığım.
Acaba ,bazı şeyler ,hayatımızda kendi anlamdırdığımız haliyle daha anlamlı ve güzel mi yoksa?Benim seni ” sevmekle “anlamlandırdığım gibi;
şimdi durup birine anlatsam ne anlar ki benim seni sevdiğimden.Hiçbirşey! kim bilir…?hatta seni neden sevdiğimi de anlamayabilir,neden diye de sorabilir…?bilmem!

neden,derken “My romance” şarkısı geldi aklıma ve Tony Bennett dedim elbette , en sevdiğim.Aradım ve buldum, ha , merak etme seni aradığım gibi değil, artık herşey çok kolay!.sevmenin ve âşık olmanın dışında.
Ve başladım dinlemeye,dinlerken bana anımsattığı ilk şey, “ah, mine’l aşk!”oldu bunu söyledim kendi kendime.
Ve bu sade ,sakin,güzel,keyifli ,telaşsız şarkıyıyı
dinlemeye devam ettim.
“Benim diyor, romantizm için akşamın ay ışığına ihtiyacım yok,
Ne Mayıs ayına ,ne de parlayan yıldızlara
Ya da hafif bir müziğe”
Benim içimde hepsi var ve varolacak sana âşık olup seni sevmeye devam ettiğim müddetçe.
Sahiden de başka birşeye ihtiyacı yok insanın,ne sayfalar dolusu yazılmış aşkı anlatan süslü sözlere, ne Mayıs çiçeklerine ,şairlere,şiirlere.
Gerçekten şart mıdır,tüm o ayışığı sonatları,tüm o insanı sarhoş eden notalar ve o hep aşk, aşk diye inleten o haller gerekli mi sahiden diye düşünüyor insan farkında olmadan oysa ben seni düşünüyorum ama şarkı devam ediyor;
“Benim romantizm için İspanya’da yükselen bir kaleye hiç ihtiyacım yok
Ya da şaşırtıcı nakaratları olan bir şarkıya
Ne de bir dansa
benim romantizmim için bunlar gerekli değil.
diyorum ki bende çok süslü rüyalarınız olabilir aşk için,sevmek için,ve güzel bir romantizm için.
Tüm bunların hayalini kuruyor olabilir insanoğlu , aşkını süslemek istiyor hep,hep biraz daha eklemek istiyor birşeyleri,hangimiz ne istemiyoruz ki aşk için,sevmek ve sevilmek için.

Bir kelime kaç tane ek kaldırabilir ki -den – dan ,-de ve dahilinde -se – sa gibi,hep birşeyleri eklemek istiyoruz.
Senden seni istiyorum,bir ömür sevmek için ve seviyorum, kimi ?seni,senden dolayı seviyorum.
Sadece Seni seviyorum diyebilir insan,bu da yeterli değil mi çoğu zaman.
Oysa aşk emekleme döneminde halen yeryüzünde ,Mitolojideki tanrıları onu bize bırakıp gittiği günden bugüne tuhaf bir hâl içinde.Aslında tuhaf olan biziz , biz insanoğlu tutup ona koşmaktan ve kendi koşturmacamızdan bahsediyoruz.Bir aşk ne ister ki?ya da neyi taşır? ne gereksinimi vardır biliyor muyuz? sadece Sana ve Bana.
Ne hayallere, ne başka başka sözlere, sadece bir çift göz ve bir çift söz, İnan başka bir şey değil.
Benimse “Aşk” dediğim sensin benim dağarcığımda,belki de taa en eski mitlerden kalan bir hikâyemsin diyor,Tony ,yok aslında ben diyorum bunu sana.
Ve şarkı şöyle bitiyor;
“Benim böyle romantik bir şeylere ihtiyacım yok!Sen yalnızca sen”
sen yoksan , ben yoksam aşk diye birşey olur mu sanıyorsun bu hayatta.Sen vazgeçersen herşeyden,ben de kendimden , ne kalır sanıyorsun geride hayatta.Hiç!

Hadi gel de akalım artık hayatın içinden aşkla sakin,telaşsız ve sadece Sen, Ben.
“Benim Romantizm için hiçbir şeye ihtiyacım yok bu hayatta , senden başka.”

“Ah minel Aşk!”

My Romance*
“My Romance” 1935 yılında Billy Rose’ un JUMBO müzikali için bestelenmiş.Müzik Richard Rodgers sözler Lorenz Hart tarafından yapılmıştır.
Ünlü modacı Ralph Lauren My Romance şarkısından etkilenerek “Romance ” isimli parfümü yaratmıştır.

“Ah mine’l aşk”**
Aşktan ah çekmek demektir.

Fragile*

20140520-230756.jpg

“Ne kadar kırılganız bizler…”
Bu kırılgan hal bu dünyada varolmaktan mı,yoksa burada olan bitenlerden mi? İnan anlayamadım!….belki yaşamın eğriliklerinden kırılganlığımız ve insan hallerimiz bizi kıran,İnan Her geçen gün daha da batıyor aldığım her nefes.Canım acıyor bazen yaşarken ve belki bazı günlerde seni severken..

“nasıl durulur ,nasıl duruyor insanlar böyle bir yaşamın karşısında,ama sadece öylece duruyor,duruyoruz,susuyor ve susuyoruz.Yaşadığımız şu biçare hayat,zavallı denilecek ömrümüz,içinde tutsak kaldığımız anlar ,zamanlar.

Ve sana tutunayım diyorum hayatla birlikte, bakıyorum herşey paramparça avucumda,sözcükler ağzımda parçalanmış bir paçavradan farksız,bildiğim kelimeler,okuduğum kitaplar ve yaşadığım tüm zamanlarda yetmiyor, olanı biteni anlatmaya bu hayat karşısında.Dağarcığımdaki sözcükler suskun,tüm sesli harflerini yuttum yaşamın içimdeki çığlıklarla.
Bu yüzden sessizliğim ve kırılgan halim.Yaşamın alfabesini okurken tüm bu sessiz harflerin içinde kalakaldım öylece,garip, dilsiz bir şaşkınlık ve tarifsiz suskunluğum.Ne bir söylemim var,ne de söyleyebilecek gücüm.İşte , yaşam bazen öyle bir bırakıyor ki bizi ortalık yere “baaammm!” diye…kırılıyoruz haliyle,hiç beklemediğimiz bir biçimde.

Bu gece inandığım ne varsa tepetaklak şimdi.Neye inanacağımı şaşırdığım o anlardan birisi daha,yol,yön ne varsa karmakarışık,görme,işitme,konuşma duyularım yokoldu birden,yaşadığıma dair olan tek şey “Nefes almak” o dahi zor bu gecenin içinde ilerken.
İnan, şu an hayatı tüm çıplaklığıyla ve açıklığıyla yaşayan o insanlar gibi olmak isterdim.
“Sana kırıldım Hayat!Ve öyle kırgınım ki sana sevgilim”diyebilmeyi öyle çok isterdim ki tüm bu olan biten karşısında!
Hiç bir gecenin karanlığı örtemez şu an yaşadığımız karanlığı,hiçbir çığlık,feryat,figan,ağıt yetmez ki bunu anlatmaya.Hele kırılganlığımı ne sayfalar dolusu edebiyat kitapları,ne filozoflar,ne de hüzünle bestelenmiş akşamların şarkıları.
belki biz, biraz da insan yanımız biraz olsun dokunduğumuzda birbirimize aydınlatabiliriz,kendi içimizde kırılan yanını hayatın.

Evet aslında Bu yeryüzü kırılganlığında hayata tutunmak için benim en çok sana ihtiyacım var.
tüm verdiğin sözlere,tüm kurduğun cümlelere ,hemde noktasına ve virgülüne kadar.Evet , az ya da çok nedenimiz var değil mi , bu hayatta birlikte olmak ve birlikte yaşamak ve yaşlanmak için.Şimdi bir nedenimiz daha var birlikte ölmek için.
Işte sadece bir neden küçük bir neden gerek,yaşamak için,sevmek ve ölmek içinde bir nedene ihtiyaç duyarız bilmem Neden?
Yaşadığımız hayat içindeki kırılmalar,bizim kırılganlığımız gibi nedenler mi lazım,herşey için.Yoksa bu şarkıdaki “akşamın renkleri ile kırılıyor hayat” sözleri yeterli mi?Ve devam ediyor şarkı kırıldığı yerden ,tıpkı yaşam gibi ;

” ama bazı şeyler aklımızdan hiç çıkmayacak ,
sonsuza dek bir iz kalacak,
Belki de o Bu son sahne
belki de perçinlemek için herşeyi
Ve unutmayalım diye,
Bir ömür boyu süren bu kargaşada ,
Şiddetin,öfkenin hiç bir şey kazandırmadığını
Ve asla kazandırmayacağını,
Kazandırmadı da.
Öfkeli bir yıldız altında doğan biz insanlar, diye devam ediyor şarkı tıpkı yaşadığımız hayat gibi;
Ne denli kırılgan olduğumuzu unutmayalım diye de ekliyor,
“Durmadan yağan yağmur,
Bir Yıldızın gözyaşları gibi,
Ve durmadan yağan yağmur söyler bize,
Ne kadar kırılganız bizler,
Ne kadar kırılganız bizler,
Ne kadar kırılganız bizler…”

Aslında öyle kırılganız ki diyor bu şarkıda ,şu yağan bir yağmur damlası dahi kırabilir her yerimizi.Sevdiğin,inandığın her şey,bir söz, bir bakışı dahi kırabilir herşeyi,yaşamı,aldığın nefesi diyor.Hayat işte diyor, kırılganlaştırdı bizi.

Bu gece öyle kırgınım ki Hayata,
ve öfkemden kırıldım bunu da biliyorum aslında.
bu gece bu hayat her yanımı kırdı inan sevgilim,Bugün sözüm sana değil,insanları kıran bu hayata.
Ve bugün her zamandan daha çok ihtiyacım var
öyle ihtiyacım var ki sana ,varlığına,
Tüm bu olan biten acıtıp,incitirken bizi,
ne bir söz ,ne de bir bakış sadece sarıl bana bu gece,
sarılacak kimseleri kalmamış insanlar gibi sarıl bu gece,
öyle kırıldı ki her yanım günlerdir, bir tek şey aklımda ; Hayatın Kırılganlığı!
Sadece sarıl bana, bu gece bir tek buna ihtiyacım var.
Işığını yitirmiş gündüzler gibi , gecesini yitirmiş yıldızlar gibi ihtiyacım var sana ,
Sarılacak kimseleri kalmamış insanlar gibi,
SARIL bana,
ben çok Kırıldım bu hayata.

Fragile*
Söz ve müziği 1987 yılında Sting tarafından yapılan bir akustik rock parçası.

My way*

20140511-195427.jpg

İşte,
Herşey alıştığım gibi…
hep kendi yolumda,kendi cümlelerimle ,kendi şarkılarımı söyleyerek ilerleyeceğim ,senin hemen yanında ,seninle yanyana, hayatın içinde,ne senden bir adım önde ne bir adım arkanda
Her zaman yanında ve yanyana olacağız bu yolda,hatalar da olacak,sevinçlerde,hüzünlerde ama en çok aşk olacak bu yoldaki en iyi dostumuz.

Bazen farklı şarkıları aynı dilde bazen de aynı şarkıları farklı dillerde dinleyeceğiz seninle bu hayat denen uzun yolda.

Alıştığım gibi olacak herşey seninle, kahveni içmen ve sonra günün doğuşunu izlemen,uyandığında yüzünü yıkamayı bile unutabileceksin bir gün yeni doğan günün güzelliğinden.Ben dışarı çıkacağım,sonra sen ve aynı ama ayrı hayatları yaşacağız,sonra sen eve geleceksin yine ben bileceğim beni beklediğini ve gün ikimizin olduğu zamanda yeniden başlayacak alıştığımız gibi.
Bazen de alıştığımızın dışında taa Arap Yarımadası’ndan kalkıp gelen bir masal prensesi gibi uzak yolların iklimlerinden gelecek cümlelerim,çöl sıcakları ,kum fırtınaları olacak içinde adını bilmediğin belkide telaffuz dahi edemediğin,hatta çifte kavrulmuş kahveden beter yanık kokacak satırlarım, ve sen elini uzattığında alıştığın gibi bir kahve içimi kadar yakınında olacağım,çok uzak olsa da şarkılar,sözcükler ve yollar,ben hep yanında olacağım,ya da her nerdeysen seni bekleyeceğim tüm sözcüklerin içinde.

Sen yoluma bir kere çıktın,yaşadığım hayat gibisin işte , bir kere de sana âşık oldum çıktığım bu yolda, ne kadar gözyaşı döktüm bir bilsen, oysa bu içinde yol aldığımız bu yolun tozlanmaması için sanırım şarttı ,sen yokken hayat bana hep bunu anlattı.Ben şu an hepsini gülerek hatırlıyorum.
Sensiz başladığım ve seninle devam eden bu yolda da mutlak bazen hayaller kırılacak , bazen umutlar bitecek elbette. Tıpkı yürüdüğümüz yolların bitmesi gibi.
Hayatsa bir ışık demeti gibi yolunda ilerlerken bazen kıracak , kırılacak kim bilir ki belki de bir prizma olacak hayat bu yolda karşına çıkacak ,senin gibi benim gibi rengarenk bir yaşam verecek.
Bazen de ister istemez seni eğip bükecek bu ışık gibi.E, yol bu sen ışık da olsan her zaman sonsuz süratle gitmene asla izin vermeyecek.Bazı anlar eğri büğrü olacak,bazen kaf dağını aştıracak ve nerden bilebileceksin ki çarptığın hayatın içbükey mi yoksa dışbükey mi olduğunu yahut da bir prizma olduğunu,seni renklere bölen.
Hiç bir zaman bilemeyeceksin, bilemeyeceğim ve bilemeyeceğiz yaşamadan,Elbette birşeylere çarpmadan ve yola çıkmadan.

Hatta Seni bu eğriliğinden ya da bu yoldan başka bir yerlere yansıtan ve yolaldıran şarkılar,sözler,olmazsa o zaman illa ki eğilip bükülmeye devam edeceksin bu hayatta kendi yolunu bulmak ve kendi öykünü yazmak için.

Frank Sinatra My Way’de ve my way’in asıl ilham kaynağı olan Comme d’habbitude ( alıştığım gibi) adlı fransızca parçada Claude Français orijinal haliyle tüm benim bu yazdıklarımı demeselerde , ben sözcükleri , cümleleri ,şarkıların içinden eğip bükerek,kendi prizmamdan yansıtmaya devam edeceğim,ben hayatı ancak böyle anlayabiliyorum,sevebiliyorum.

Bu her iki şarkı da ayrı ama aslında aynılar,notalar aynı, sözler apayrı,tıpkı hayatı algılama biçimi gibi,o ne söyler ,siz ne dinlerseniz öyle.My Way , hayattan bahseder,duygu dolu biraz dertli ve İçli azıcık da utançla der yaşadıklarından, ve hep keyifle bahseder hayattaki yolculuğundan.”Seni yaşadığıma öyle mutluyum ki bu yaptığım hatalar bile yetmedi seni sevmemeye der ve bunu gözyaşlarıyla söyler,gülerek ve keyifle.
Comme d’habbitude ise sevgiliye, sevdiği insana hayatın içinde nasıl alıştığını söyler,tıpkı hayat gibi, yani seninle benim gibi sevgilim , işte bildiğin aşk gibi.Birbirinden ayrılmayacak kadar içiçe olan bu iki şarkı,hayat ,sen ve ben.

Biri olmadan diğerinin olamayacağı herşey gibi,düşünsene Afrika kıtası olmadan diğer kıtaların bu yeryüzündeki coğrafyasını, yani bir hal bu sevgilim, sen olmasan ben olamam ve bu hayatta benim tüm iklimlerim bozulur. Sensiz başladığım bu hayat yolculuğunda bildiğim her coğrafyada kaybolabilirim.
“Evet sevdim çok sevdim,hayatı dolu dolu yaşadım,
Her yerini baştan sona dolaştım,
Hepsini büyük bir keyifle yaptım,
Pişmanlık mı var? olmaz mı!. O kadar az ki sözünü etmeye değmez yaşadıklarımın yanında,
Çünkü hayatı yaşadım,doğruları ve yanlışlarıyla
Hep yapmam gerekeni yaptım,
Belki de bazen hatta çoğu zamanda yapmadım!
Pişman mıyım? Yo,hayır.
Çünkü yaptığım herşeye bir istisna olarak baktım.
Hayatın her dersinden almam gereken herşeyi aldım.”

Kimya formülü gibi hayatım şimdi,herşeyi özenle dikkatle birbirine zincirleme bir halde bağladım,en sonunda daha fazlasını yaptım,kendimi olmazsa olmaz bir biçimle sana bağladım,artık hangi şarkı hangi şair ya da yazar bulur ve bunu çözer,onlara kalsın.
“Ben bu hayatta her şeyi büyük bir keyifle yaptım.
Bazen atacağım adımlardan daha büyüğünü attım ,
Yutabileceğimden büyük lokmalar ısırdım hayattan,
Ne mi yaptım,vazgeçmedim,sadece ya hemen yuttum o lokmayı,ya da hemen tükürdüm attım dışarı,
Hayatın bana verdiği herşeyle yüzleştim,
Ve bazen uçsam da hep ayaklarım bastı yere,
SEVDİM!GÜLDÜM!AĞLADIM!
Kaybetmekten de payıma düşeni aldım,
Tüm hepsini gülümseyerek hatırlarım bu hayatta yolumda ilerken,
Kimi zaman Utanç da duydum,
peki ya Utanç ?utanç duymadan anlatılır mıydı ki ?Asla ,Hayır.
Hayatı keyifle yaşadım”
Ben hayatı kendi istediğim haliyle yaşadım ve bir yol yaptım kendi şarkılarımdan , kendi cümlelerimden,istedim ki benimle birlikte herkes şu an ve daha sonra da yüreklerinin içinden geçen şarkıları duyup ona kulak versinler ve gönülleri onları hangi yola götürüyorsa o yoldan gitsinler.Virgüle de dokundum,noktaya da ve hatta ünlem bile oldu hayatımda,şimdi iki nokta üstüste:
bu hayata gelişimiz sadece bir kez, ne öncesi var ne de sonrası,ama yaşamanın bir tek yolu ,Onu da yapabilecek olan bir tek kendimiziz.Ve ben şimdi bu yaşama alışkanlığıma seni de ekledim sevgilim bu yolda,sen benim için iyi bir alışkanlık oldun, hayatı ve birbirimizi sevebilmeyi öğrendiğimiz bu yolda.Nokta.Nokta.Nokta.

My way*
Frank Sinatra ‘ın 14 Haziran 1969 yılında ilk kez kaydettiği ve popülerleştirdiği popüler bir caz parçası.Orjinali “Comme d’habitude” adlı fransızca şarkı olan,İngilizce sözleri 1968 yılında Paul Anka tarafından yazılmıştır.Fransızcası 1967 yılında Claude Français ve Jacques Revaux tarafından yazılmış ve bestelenmiştir.

So in love*

20140509-213348.jpg

” Garip Sevgilim ama gerçek Sevgilim benim , sana yakın olduğum anlarda, ki soluğum kadar yakınsın bana,o an gökyüzündeki yıldızlar içimdeymiş gibi hissediyorum,doğrusu Sana öyle aşığım,öyle âşığım ki ,öyle bir aşkla dolu ki içim hiç bir şey alamaz ve sökemez seni içimden ,nasıl ki yıldızla dolu gökyüzünden yıldızları sökebilmek zorsa sen de benim için öylesin.
Hatta sen olmadan kollarım seni sarıyorsa ,öpüşlerinin büyüsü halen içimdeyse ve dudaklarımda bıraktığın o dokunuş,halen benimleyse senin yokluğunda,sen biliyorsun neden, niçin tüm bu hissedişler ,seninleyken aşkla dolu olduğum için.
Şarkı bunu mu anlatıyor evet hemde en güzel haliyle,en gerçek haliyle aşkı anlatıyor ve “Gecenin gizeminde aşk en güzel haliyle gelir ” diyor , bana sevdiğim bir gravürü anımsatıyor adı gibi kendisi de güzel olan bir gravürü ,” aşk bana hep gece gelir” ,Gecenin aydınlığında varılan aşkın güzel halini anlatan bir gravür.Yoksa yeryüzünün kaderi mi bu , aşk hep gece geliyor, sabah gidiyor,gündüzün ne suçu var?öyle ya tüm en ünlü edebiyat eserleri, en iyi bilinen masallar,öyküler,oyunlar,şarkılar hep aşk için gecenin büyüsünü mü düşündürmüş tüm yazarlara,şairlere ,müzisyenlere.E, ne yalan söyleyeyim ben de geceyi sevenlerdenim. Bu belirleme için yerinde bir seçim demekten başka söyleyeceğim bir söz olamaz.Geceyi o kadar güzel anlatan binlerce güzel şey var ki yoksa biz aşkı unutmayalım diye mi gece var?ne dersiniz?
Ella Fitzgerald o güzel yorumuyla şarkıya devam ediyor , tıpkı Ay’ın ışığının altında süzülen şehirler gibi,şehirlerdeki sokaklar ve hayatlarımız ve aşklar gibi ,hangi ülke , hangi şehir , hangi kara parçası olursa olsun o yer hep aynı , aşkımız nerdeyse orası olacaktır bizim için.Ay ışığının bunu pek önemsediğini sanmıyorum,tıpkı  Cole Porter’ın sözünü ettiği “gecenin gizeminde âşık kalmak” satırı gibi.
Oysa ” aşk hep vardı, herşeyden önce gece vardı,
benim o çılgın sevinçler içinde seni ilk bulduğum o an,
ve biliyordum senin bu aşkı hep koruyacağını,
işte bu yüzden sana âşıktım,taa en derinden,
bu yüzden benimle alay etmen ,bana zarar vermen ,
beni incitmiş olabileceğin,beni aldatılmış hissettirmen,
hatta beni terk edebilme olasılığın bile gecenin güzelliğinde sana âşık olan yüreğimi ve oradaki aşkın varlığını yok edemez.
Taa ki benim ruhumun içinde yaşadığı bu beden yeryüzünü terk edene ve yeryüzünde geceler bitene dek,
Sana âşık yani aslında çok âşık olan benim aşkım,yıldızlı gecelerin parlaklığı ve güzelliği kadar gerçek olan , aşkım.”
İnsan daha fazla ne yazabilir ki Cole Porter’ın bu güzel “So in love ” adlı şarkısındaki bu sözlerin güzelliği karşısında.Sadece hissettirdiklerini boş sayfalara ,tuşlara dokunarak dökmekten başka, bir aşk ki bir âşık olma hali her haliyle güzel,her haliyle vazgeçilmez,tıpkı nefes aldığımız dünya gibi,hayat gibi ve onu yaşamak gibi  bir o kadar da gerçek,senin gibi ve benim gibi her haliyle.
ilk dinlediğim zamanlar müzikal hastalığımın başladığı zamanlardı,Kiss me Kate müzikalini ve her biri birbirinden güzel olan  Cole Porter şarkılarını.İtiraf etmeliyim ki Cole Porter apayrıdır benim için,ruhumu tüm içtenliği ile saran sarmalayan,sözleri,notaları, her şarkısında mı insanı büyüler,evet beni büyüledi Cole Porter hem de tüm besteleri ile.Gerçi işin gerçeği şu Cole Porter beni büyülemişti doğru,asıl ikimizi de büyüleyen bu büyünün içine atan kimdi dersiniz; William Shakespeare!…Shakespeare’de ilk okuduğum anda hiç içimden aklımdan çıkmayanlardan.Kiss me Kate , William Shakespeare’ın 1590 da yazdığı “The taming of the shrew” eserinden esinlenerek yazılan bir müzikal.Türkçesi “Hırçın kız” olarak operaya aktarılmış.Aslında eserin içindeki bir hikayedir anlatılan Cole Porter tarafından, bir melodram,komik bir aşk örgüsüdür,tıpkı şu biçare ,  garip insan oğlunun aşkın karşısında içine düştüğü traji komik hal gibi.Onu yaşamak yerine ,yaşamın içinde kendisine yaşattığı o hallerden örülü bir müzikaldir.Ya da bir müzik halidir,insanın içindeki o zavallı garip şaşkın aşkın hallerini ve onu yaşayan insanoğlunu anlatan bir müzikal.
İşte bu yazının örgüsü de bir garip oldu bu akşam,tıpkı birbirine çıkan şehrin sokakları gibi,birbirine yol alan insanlar gibi, ya da hayat nereye nasıl giderse ,hep kendimize ,hep sevdiğimize,hep aşka çıkan garip zamanlar ,bazen de çıkmaz sokaklar gibi  işte tüm bunlar içinde dolaşıp duran insan olma halimiz gibi,bir türlü beceremediğimiz, insan olmak ve âşık olmak hali gibi,dolaşıp durdu,kelimelerim,cümlelerim,geceyi aydınlatan ay ışığının gecenin sessizliğinde şehirde dolaştığı gibi.
Sana öyle âşığım ki sevgilim,insan olma halimi koruyabilmem yalnız senin,aşkının,gecenin yüzünden ve Belki de tüm bu olanlar ve bu içinde bulunduğumuz haller Shakespeare’in ve Cole Porter’ın yüzünden.
Yoksa hepsi benim yüzümden mi…?

So in Love*
Bir Cole Porter bestesi,1948 yılında bestelendi.Kiss me Kate müzikalinin şarkısı olduğu halde,bir çok caz yorumcusu için vazgeçilmez bir şarkı olmuştur.

Fly me to the moon*( in other words)

20140504-160232.jpg

“Şairler basit bir şeyi anlatabilmek için bir sürü sözcük kullanır.Müzik ve sözcüklerle oynuyorum , onlar benim oyunlarım,ve bir şarkı yazdım senin için” herşeyi başka bir şekilde söyleyebilmek için ,belki de sana , seni seviyorum ‘u başka başka biçimlerde diyebilmek için tüm bu çabam,Düşünceler zaman alıyor,bir durumdan başka bir duruma geçerken,senin ruhunu , benim aşkımı anlatmak için tıpkı bir şiirin şarkıya dönmesi gibi,hayatımın şiiriydin,hayatımın şarkısı olur musun diyecektim ki “fly me to the moon’ u bizden çok önce bestelemiş,Burt Howard.Ay’ da keşfedildi, aşk o hep vardı zaten.Bize herşeyimizi anlatabilmek için bir sürü söz ve sözcükler kalsa da , daha fazlasına ihtiyacımız var artık aşkı anlatmak için birbirimize.

“Beni Ay’a uçur” diyor ve “bırak orada kalayım, yıldızlarla oynayayım,
Bırak göreyim Jüpiter ve Mars’ta baharın nasıl olduğunu”
İşte bunu duyduğum anda ben nerelere gitmek istemiyorum ki bir bilsen.Sadece sen ve senin olduğun o gezegene,sen sen olduğun için mi benim içimde hep bahar var,yoksa orda başka türlü bir bahar mı var Sevgilim , bilmek isterdim,yani güzel bakışlım, sözün anlatıldığı başka biçimiyle ben seni her iklim de her gezegen de de böyle sevebilecek miyim?bunu bilmeyi çok isterdim.
Fly me to the moon bunu bize birebir böyle anlatmıyor ama ben onu dinlerken içimde duyduğum kelimeler bu.Kendi sözcüklerimle duyuyorum her notayı,tıpkı seni duyduğum gibi.

“Bir başka deyişle, Elimi başka dünyalarda da tut,
Başka dünyalarda da öp beni, sevgilim,
Bu pazar günü yine bir geçiş zamanı benim için, en iyi yolu da bunları bu güzel şarkı ile yapmak.
“Fly me to the moon ” dediğinde gerçekten benim ayaklarım yerden kesiliyor ve uçma hissini şarkının her bastığı notada ve Tony Bennett’ın o nefis ses tonunda hissediyorum,ve dinlemeye devam ediyorum,içimde uyandırdığı notalar ve duygularla;
” Hayatımı,kalbimi bu şarkıyla doldur,
Bırak söyleyeyim sonsuza kadar
Sen benim ümit ettiğim herşeysin,
Çok sevdiğim ve Sen tapındığım herşeysin,
Lütfen başka dünyalarda da gerçek ol,
Yani sözün diğer bir anlamıyla sevgilim,
Başka dünyalarda da seni seviyorum diyebilmeliyim ve de sevmeliyim de
Sen benim özlem duyduğum
Çok sevdiğim ve tapındığım herşeyimsin”

Herşeyi bir başka biçimde , başka  cümlelerle söylemek istiyorum , öyle düşününce hayatta kendi yolumdan gittiğimi düşünüyorum.Üstelik Ay’a gitmenin bir sürü yolu var bence bu hayatta…işte seni de öyle kendimce başka bir biçimde seviyorum,seni severken hayatı ,sözcükleri de başak bir biçimde kullanıyorum.Belki de bu yüzden içinde Jüpiter ve Mars’tan bahseden şarkıyı sevmem.Ve senin içinde de bu sonsuz evren gibi sonsuz bir evren var ve başka başka gezegenlerin içinde gezinebileceğim,sanırım ben seni en çok bu yüzden sevdim.
Ve birde “ilahi pazarı “sevme sebebim de buna benzer bir nedenden dolayı olsa gerek ,özgür olabildiğim tek gün.Tıpkı seni severken olduğu gibi.

Ya Tony Bennett , ben seni neden çok seviyorum,çünkü o güzel ruhun her sözcüğü öyle başka bir biçimde söylüyor ki,her şarkıya o ruhun en ince , en zarif yanıyla ,kendi duygularında yıkayıp bir başka bir biçimde söylediğin için.

Yani diğer bir deyişle Sevgilim ,Seni sevebildiğim her biçimde seviyorum seni severken başka biçimler buluyorum ,hayatta ,kendimde ve yaşadığım her günde…

Sözün son biçimiyle bir pazar günü daha bitti , en sakin haliyle…

Fly me to the moon* in Other words (1954)
Burt Howard tarafından Nisan 1954 yılında bestelendi.İlk kez Felicia Sanders tarafından söylense de,1964 yılında Frank Sinatra tarafından söylendiğinde klasikleşmiş bir popüler şarkı olarak yerini aldı.İlk kayıtlarda orijinal adı in other words olarak kayda geçmiş.

gracias a la vida*

20140501-223048.jpg

sana sonsuz teşekkürler Hayat,
Hep hayattan birşeyler almak diye biliyoruz,belki de öyle yetiştirildik,öyle eğitildik,birşeyler yanlış bu hayatta biliyorum , biliyorum da hep bu yüzden bu şarkıların içinde gezinmem,peşine düşmem ve içine düştüğüm her şarkının bir satırından birşey öğrenip hayata devam etmem hep bu yüzden,bir yerde birşeyler yanlış biliyorum,belki de biz hayatı yanlış yaşıyoruz,hayat bildiğimizden çok daha güzel ve büyülü, doğrusunu isterseniz bulanını görmedim,sanat insanları ve bilim insanları bunun dışında ,eğer bir gün bulursanız o hayatı bana da haber verin.Belki bir hayat daha yaşayacak ömrüm olabilir.
şimdi bu günü bana verdiğin için teşekkürler hayat diyorum,aslında ben değil joan Baez ve Mecedes Sosa ” Gracias a la vida” da söylüyor bunu.Ve tıpkı şarkıda sözü geçen “duyabildiğim tüm sesler için ” TEŞEKKÜRLER HAYAT” bunu bende şimdi bu satırları yazarken söylüyorum .Doğrusunu isterseniz bu şarkıyı dinlediğimde hiç de böyle düşünmemiştim,ama şarkıyı anladığımda hayatın bana verdikleri için pek de düşünmediğimi anladım.Peki siz hiç düşünmüş müydünüz?İşte bu şarkıların peşine düşme nedenlerim dinledikçe ortaya çıkıyor.Biliyorum yaşam şeklimizde bir şeyler daha farklı olmalı,o da bu şarkıların içindeki hayatta saklı.
Ah bu ingilizcenin içine sıkışıp kalmış hayat ya da dünya mı demeli bilmiyorum ,diğer dillerde de öyle güzel şarkılar ve öyle güzel anlatımları var ki insanı başka türlü bir düşünceye taşıyor herşeyi ile.
İşte Mercedes Sosa ,bence bu şarkıda tüm heybeti ile hayatın güçlü,sağlam belki de bilmediğimiz kırılgan yanı ve o güçlü sesinin heybeti ile bir girişi var ki şahsen ben hayat olsam yüzümde kocaman bir memnuniyet ifadesi ile gülerek dinlerdim şarkının diğer sözlerini.Ardından Jaon Baez devam ediyor o da bence hayatın diğer yanı ince ,tatlı ,zarif kırılgan gibi olan ama dayanıklı tarafı,ve birlikte devam ediyorlar şarkıya tıpkı hepimiz gibi hayata devam eder gibi yanyana.Şarkıda hayatı kucaklayan öyle bir coşkun ruh var ki insan dinlerken gerçekten şu yaşadığına her an için teşekkür ediyor bunu taa içinde hissediyor.iyi ki varım şu hayatta dedirtiyor,ve insanlarım var ,beni seven ve benim sevdiğim ve iyi ki hayat bana tüm bunları verdin…mümkün oldukça dinlemeli derim ne deprese olur insan ,ne de mutsuz…
Ve bir düşünün, neden umutsuz insan , neden mutsuz, neden kavga, gürültü ve neden insanlar hoşnutsuz birilerinden ,birşeylerden, hayat bu kadar güzel şey vermişken, neden bu tartışmalar ve de bu kadar negatiflik neden,neyi paylaşmıyoruz…? bence tüm bizim olan tüm dillerdeki müziği ve şarkıları bıraktığımız için olabilir mi…?Ya da söyleyecek ortak şarkılarımız kalmadığı için dersem, ne dersiniz?

En iyisi bu güzel şarkının Gracias a la vida’nın sözlerine dalıp gidelim;
Geceye ,gündüze ,çekiç sesinden ,motor sesine aklınıza gelen herşey için teşekkür ediyor,özellikle bir satırı var ki okurken ben bile heyecanlandım;
“sevdiğimin narin sesini
Bütün genişliği boyunca boyunca kaydeden şeyi,
Kulağı verdiğin için teşekkürler diyor,
Asıl konu benim hissettiğim , hayatın bize verdikleri üzerine bir teşekkür mektubu,öyle büyük bir şükranla ve içtenlikle yazılmış ki dışarı çıkıp yoldan ilk geçene bile teşekkür edersiniz,eğer şarkının sözlerini bu şekilde anlayarak şarkıyı dinlerseniz,hep söylüyorum ve söylemeye de devam edeceğim dünya da öyle güzel dillerde öyle güzel şarkılar var ki dinlerken heyecandan ya da şaşkınlıktan küçük dilinizi yutarsınız,ya da yutmazsınız bilemedim.

Bunca yıldır dinlediğim şarkı onu yazmak için en sevdiğim bu Cuma gününü seçtim,haftasonu için bir teşekkür yazısı olsun istedim belki de Ve ne çok severim sözcükleri bir bilseniz , işte bu şarkının içinde karşılaştığım bir diğer satır,
“Haykırıp düşünebildiğim kelimeleri
Anne ,kardeş,arkadaş gibi kelimeleri verdiği için teşekkürler.
Ve Sevdiğim insana giden ruhumun rotası gibi kelimeleri
Sesi ve alfabedeki kelimeleri verdiği için,teşekkürler.”
İspaonyolcam çok iyi laf aramızda ,yok yok sadece çevirisi olmadan da hayata teşekkür ettiğini anlayabilecek kadar var ve içinde gürül gürül hayat olan bir ruha ait olduğunu anlayacak kadar,fazlasına gerek yok sizin için de benim için de.Teşekkür etmek,gülmek ve ağlamak bence her dilde aynıdır,sadece kelimelerimiz farklıdır,hiç İtalyanca ağlamadım ben,ya da İspanyolca gülmedim,ama kendi dilimde sevdim ve âşık oldum,kime mi..?O da bende kalsın.

Bende bu satırları yazabiliyor olmanın,ve bu güzel şarkıyı dinleyebilmenin, notalarını duyabilmenin,Joan baez ve Mercedes Sosa’nın o güzelliğini farkedebildiğim için teşekkür ederim.

şarkının son satırları ile yazımı burda bitiriyorum;

“bana çok şey veren hayat teşekkürler
Yıkıntılardan ayağa kalkışı ayırabilmeyi
Şarkımı oluşturan, sizin şarkınızla aynı olan şarkıyı oluşturan,
Iki temel maddeyi; gülücüğü ve gözyaşını verdiği için teşekkürler

Herkesin şarkısı olan benim kendi şarkımı,
Bana çok şey veren hayata teşekkürler…”

Siz şimdi hangi kelimelerle ve nasıl,kime teşekkür edeceksiniz, düşündünüz mü.?

Smile*

20140430-232211.jpg

Sanırım ben hâlâ büyümedim,aslında hangimiz büyüdük ki şu hayatta gün geçmiyor yeni bir şey öğrenmeyelim.Oysa ben çocukluğumdan kalan bir sürü alışkanlığıma devam ediyorum,halen radyo dinliyorum ,hiç bırakmadım.Ve radyolardan edindiğim tüm güzel alışkanlıklarıma da devam ediyorum.Şarkılarımı dinlemeyi hiç bırakmadım.Her gün her an müziklerim yanıbaşımda.

Bugün için en sevdiğim parça olan ” Smile” dinliyorum,Tony Bennett ya da Nat King Cole yorumu en çok sevdiğim yorumlardır.Bugün aşka biraz ara verip , her iki yorumu da dinledim,bu parçanın en güzel yanı bir Cahrlie Chaplin bestesi olması,içinde hüzün ,gözyaşı keder, hayata karşı yenik düşmüş bir insan hali var evet hikayesi hüzünlü belki ama melodide öyle sıcak ve yumuşak notalar öyle insana kendini huzurlu hissettiren bir yan var ki içinizi bir Güneş gibi ısıtan o sözcük  tüm varoluşuyla duruyor parçanın bütününe sinmiş halde size gülümsüyor.

Bu şarkıyı dinlediğim o ilk anı hiç unutmam,çocukluk işte çocukluk dediysem de yeni yeni  genç olmaya aday olduğumuz o yaşlardan söz ediyorum,bir sürü şey var hayatınızda okul dersler gelecek planları ,âşık olduysanız da başka bir türlü ,ders çalışmak da gerekli diğer yandan da, işte Adananın o insanı mahveden sıcak bir yaz akşam üzeri,yine okul çıkışı ve ben eve bir an önce gidip radyomu açıp  TRT 3 deki en sevdiğim caz ya da klasik müzik programlarımdan birini dinleyebilme hevesiyle heyecanla eve geldiğim bir akşam üzeri,nasıl geldiğimi bilmiyorum hava öyle sıcak ki yürümek dahi zor bir eylem o anda.Ama aklımdaki tek şey eve vardığımda ne dinleyeceğimdi.O heyecanım aslında hiç bitmedi.Radyo dinlemek hep çok özel bir keyif oldu benim için  ve hiç bitmedi.Sanırım hayat bazı edindiğimiz güzel alışkanlıkları terk etmediğimiz sürece güzelleşiyor.İşte “smile’ ı ” ilk dinlediğim an öylece kalakalmıştım,radyonun düğmesini açınca üzerimi değiştirmek yemek vs hiç birisi aklımda değildi,bir yeni şarkım daha olmuştu ve dikkatle onu dinliyordum ,bir tür yeni matematik formülü gibi not edip hemen öğrenmeyi istiyordum ve radyoda çalan parçaya kilitlenmiştim;

“Gülümsemek diyordu sadece gülümse,her ne olursa olsun hayatında sadece gülümse,İyi de ben Autumn leaves,fly me to the moon , I love Parıs, Over the rainbow’u la vien rose ‘u seviyordum,halende en sevdiklerim arasındalar yerlerini hiç bir parça alamadı.Bir şarkım daha vardı artık; Kendime şarkı biriktiriyordum,biz çocukken ne güzeldi hep birşeyler biriktirirdik,ne büyük mutluluktu o biriktirebilmek.Oysa şimdi sadece tüketiliyor herşey.Sahi gerçekten ne vardı ki bu şarkıda,ne diyordu;

Gülümse, diyordu,

Kalbin kan ağlıyor olsa da sen gülümse,
Hatta kalbin kırılmış bile olsa birilerine , sen yine de gülümse hayata
Gökyüzündeki bulutlar bile yokolup gidecektir,

Korkularının ve acılarının içinden gülerek geçersen
Yarın güneşin senin için parladığını göreceksin
Sadece gülümse

Yüzünü sevinçle aydınlat,
Tüm keder izlerini sakla,ağlıyorda olsan
Sen şimdi hayata devam etmek zorundasın,
Gülümse,neye yarar ağlamak,
Yarın hayatın gerçekten değerli olduğunu göreceksin,

Sen Sadece Gülümse…”

o ilk dinlediğim anda tam olarak ne düşündüm ne hayal ettim bilmiyorum şimdi,ama yaşadıkça hayatta bu sözlerin ne değerli olduğunu gördüm,her satırı hayat için ne kadar gerekliydi.Aradan geçen onca yıl sonunda  15 Temmuz 2010  akşamı Cemil Topuzlu açık hava sahnesinde ,büyük bir heyecanla keyif içinde   ve mutlulukla hayranlık duyduğum Tony Bennett’ dan dinlediğim  SMILE o akşam her zmankinden daha anlamlıydı benim için.Gerçi benim Tony Bennett’a olan hayranlıktan ötedir,o “benim Tony Bennett’ım.” Onu o yaşta o heyecanla sahnede görmek ayrı bir güzellikti benim için,hayatı hiç bırakmadan ona sarılmak bu olsa gerek dedim kendime.Ve çocukluğumdan bu yana yaptığım en iyi şey olan şarkı biriktirmek ve kendime “müzisyen akraba “uydurma işinin ne güzel bir şey olduğunu düşündüm ve güldüm.

O an benim için hayatın bir başka armağanıydı,büyük bir keyifle dinledim.Gerçekten  pek çok nedenim vardı o akşam hayata gülümsemek için.Ve Hayata teşekkür etmeliydim bize bu kadar duygulu insanlar verdiği için,inanın onlar olmasa bizim bu hayatta işimiz çok zor olacaktı hem de çok.Belki de o akşam ben bir hayalimin içindeydim,nerden bilebilirdim ki hayatın benim için planlarını,Sadece yaşamam gereken şeyleri yaşıyor gibiydim.Bir armağan daha almıştım hayattan o akşam.Sevdiğim şarkılar ve notalar.Hem de Tony Bennett’dan.

Gerçekten hayatta bazı anlar bir çok şeyi başarmak zor gelebilir,hatta bazen imkansız görünür.Belki de Charlie Cahplin’in yaptığı aslında en zor şeylerden biriydi sinemanın o sessiz zamanlarında tüm dünyaya bunları anlatmak.Bir gülümseyişin herşeye bedel olabileceğini söylemek,ne kadar sözcük kullandım anlatabilmek için oysa sadece bir gülümsemem yetecekti bunları anlatmaya.Eğer görebilseydiniz beni.

Günümüz “Modern zamanlarında” zor birşey olacak belki ama yinede geçerli sadece Gülümseyebilmek ,bunu yapabiliyorsanız,bugün için yaşadığınız hayata kocaman bir artı koyun,hayat bu hiç belli olmaz,bir gün hayal ettiğiniz şeyin içinde  bulursunuz kendinize gülümseyerek  🙂

“Gülümseyin!”  Fotoğraf çekerken mi söylenirdi yoksa:)

 

smile*

Charlie Chaplin  1936  yılında modern zamanlar filminin müziği olarak besteledi,1954 yılında John Turner ve Geoffrey Parsons söz yazarlığını yaptı.Ve popüler standart bir şarkı oldu.Nat King Cole’dan Michael Jackson’a  kadar  defalarca yorumlanmış