When I Fall in Love*

20140429-231706.jpg

Hayatta kendimizi özgürleştiren şeyleri o kadar az tercih ediyoruz ki,sadece bir duruma , bir “hâl” içinde olmaya ihtiyacımız var.Orhan Veli’nin dediği gibi “bir hâl ki anlatılır şey değil” gibi bir durum olması gerekiyor bence.Bu öyle bir hâl olmalı ki aslında hiç peşinizi bırakmayan, içinizden çıkmayan.Bize hayatın tüm güzelliğini belki yaşanılan hâl içindeki güzelliğini söyleyecek,düşündürecek birilerine ve birşeylere ihtiyacımız var.
Sanıldığı gibi herşeyimizi koşullu yaşamak durumunda olmadığımızı ,özgür olduğumuzu bize her an hatırlacak birilerine ya da bir şeylere ihtiyacımız var.Bu okuduğunuz bir kitabın satırları,bir filmin size anlattıkları ,bir şairin dizeleri,bazen de en sevdiğiniz radyo programındaki bir şarkı olabilir.
Özgürleşecek zamanlara belki de anlara koşulsuz olarak bağlanmalıyız.
Modern hayatın bize dayattığı tüm modellere açığız ve herşeye koşulu yaklaşıyoruz.Eğer bu olursa bu ,şu olmazsa şu diyoruz.Se’ler ve sa’lar etrafımızda dolaşıp duruyor.Olasılık hesapları yapıyoruz ve herşeyimizle biryerlere ,olaylara durumlara koşullanıp yaşayıp gidiyoruz.Can Yücel’in şiirini hatırlasak arada iyi olur ,ya da kimi seviyorsanız.
Ne diyordu Can Yücel;

“Başka türlü bir şey benim istediğim
Ne ağaca benzer, ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz,
Havası ayrı hava..”

Evet hepimiz ayrı bir havadayız , hepimiz ayrı bir telaş içinde ayrı bir hengâmede gidip geliyoruz.Aslında çok da farklı değil isteklerimiz,sevmelerimiz,aşklarımız,gördüklerimiz ve yaşadıklarımız.Sadece kimilerimizin şairleri ,müzisyenleri,romanları,filmleri,belki de kendi hayatlarının senaryoları eksik.Sözcüklerimiz belki de yerli yerinde değil hayatı yaşamak için,cümlelerimizi kuramıyoruz,söyleyeceklerimizi diyemiyoruz birbirimize ,belki de bunu en çok kendimizden esirgiyor ya da yapamıyoruz işte.
Hani şöyle bırakamıyoruz ki herşeyi olduğu gibi,tıpkı şu dizede olduğu gibi.Bazen kendini bırakmak ve düşmek gerek ve gitmek olmak istediğin şeye.

“Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığından uzun”

bazen kendimizi bırakmamız gerekiyor yaşama ,yaşamın kendi Müziği’ne koşulsuz bırakabilmeyi öğrenmek gerekiyor belki de.Can Yücel’in şiirinde Dalından düşen yaprak gibi ağacın yüksekliğince,bırakmak gerek kendimizi,hayatın içine ne geleceğini düşünmeden.
Tıpkı radyoda çalan “when ı fall in love ” parçasında olduğu gibi âşık olmak…
Sana âşık olduğumda der çevirisi ama aslında “seninle aşka düştüğümdedir ” anlamı,bu size bahsettiğim hâldir,yani âşık olma hali…işte biz hep bu hâlleri unutup gidiyoruz,sevme hâli,âşk hâli,mutlu olma hâli,iyi olma hâli.Asıl olan bu hâllerimiz hatırlamamız gereken;
“Sana âşık olduğumda ,seninle aşkın kollarına düştüğümde
Bu sonsuza dek sürecektir,aslında bu sonsuza dek sürecek bir hâl olacaktır, diyor,
Şunu bil ki eğer bu böyle olmayacaksa sana âşık olmayacağım,
Böylesine yorgun bir dünyada ,
Aşk başlamadan bitti sevgilim,
Ve bir sürü ayışığı öpücüğü yokolup gitti sevgilim,
Tıpkı güneşin sıcaklığını alan serinlik gibi…
Kalbimi sana verdiğimde tüm kalbimi sana vermiş olacağım,
Eğer bu böyle olmazsa İnan onu sana asla vermeyeceğim.

İşte sevgilim seninle aynı duyguları hisettiğim an sana âşık olduğum an ve hâldir”

Ben bile bu satırları yazarken eridim desem “When ı fall in love “notaları gibi uçuşan bir hâldeyim!bu arada tek eriyen ben olsam iyi! Az önce dışarı çıktığımda aldığım koca bir külah dondurmanın kalanını yazımı yazma hevesliye bir ara koltuğun üzerine bıraktığımı bile unutmuş hâldeyken şu an hatırladım.O da Erimiş!!!eh bu da onun doğası yapacak birşey yok,eridi.Ne olacak benim bu hâlim,blog yazacağım diye.

Peki siz şimdi bu satırlardan sonra ne hâldesiniz,nasıl ve ne şekilde âşık olup,seveceksiniz ,hayatı sabah nasıl ve nerde ne hâlde karşılayacaksınız,onu mutlu edecek misiniz,bir ömür sevebilecek misiniz onu,size getirdiği hâllere aldırmadan onu olduğu gibi kabul edecek misiniz?
Peki ya kendinizi…?herşeyinizle her hâlinizde sevebilecek ,olduğunuz gibi kabul edecek misiniz?
Her ne hâlde olursa olsun kendinizi hayata bırakabilecek misiniz .Koşulsuz!..

*When I Fall in Love (1952)
Victor Young (müzik), Edward Heyman (söz yazarı)
“One minute to Zero ” filminin müziği (romantik bir savaş filmi 1952)

Amigos*

Pazartesi yine her zamanki pazartesiliğini yaptı.Nasıl başladı ve nasıl geçtiğini anlamadan bitti.Hep bir zorluk vardır sabahlarında ,bırakın uyandığı yatağı toplamak,insanın aklını toplaması bile zor geliyor,pazarın dağıtılmışlığı ile yaşanan günü. Aslında onun hiç bir suçu yok, tıpkı evin en büyük çocuğu gibi herşey onun sorumlululuğunda , hafta da onunla başlıyor.Üzgünüz bu duruma.
Zaten konu ,içerik ,hatta şarkı seçmekte bile zorlandım desem.Aklımı toplayana kadar ,konuları,sözcükleri biraraya getirene kadar akşam oldu.En sevdiğim caz parçalarım bile yokoldu beynimin en ücra köşelerinde.Yorgunluğumu atmak üzere biraz müzik iyi gelir derken,tüm gün doğru dürüst müzik bile dinlemediğimi farkettim,artık gerisini siz düşünün.Sonra birden Roberto Carlos’un Amigos şarkısı notaları ve İspanyolca tüm güzelliğiyle geldi oturdu zihnimin ortalık yerine.Arkadaşlarım diyordu şarkıda;
” arkadaşlarım diyordu , hayatımın en anlamlı parçaları,
büyüdüğüm halde hâlâ küçük bir çocuk ruhumun olduğunu hatırlatan arkadaşlarım,
Bana dostluğumu ve sevgimi yansıtan,
Zor zamanlar geçirdiğimde yanımda olan,
Hayattaki geçirdiğim değişimlere rağmen sen  hiçbir zaman değişmedin bana karşı diyordu arkadaşına.
“Ne zorlu rüzgârlar esti ömrümde de , sen yüreğinin kapılarını hep sonuna kadar açtın bana,
Hayatın en olumlu ve olumsuz yanlarıyla yol alırken bu yolculukta hep benim yanımdaydın,
Bana hep cesaret verdin , hep gülümsedin , beni hep kucakladın,
En zor anlarımda ruhumu gülümsettin varlığınla,
Belki çok uzak yollar ve kıyılardan kaç kere sana geldim yorgun, bitkin ,kırgın ve ümitsiz,
Sen her zaman beni ruhunun en güzel haliyle karşıladın,
Belki festival zamanı değildi ama sen bana hep bunu hissettirdin yüreğinle.
Bu yüzden Sevgili dostum , sana “arkadaşımsın ” derken tüm bunları söylemek istiyorum o bir tek küçücük kelimede “arkadaşım” demek istiyorum hissettirdiklerinle.
Hayat seninle güzel arkadaşım,seninle anlamlı yeryüzü.
Ve sen bana varlığınla hisettirdiğin bu iyi duygularla “benim ne büyük bir dostum var ” dedirtiyorsun.

Çok iyi ispanyolcam vardır desem bu satırlardan sonra eminim öyle sanırsınız,ben bile inandım kendime , dinlediklerimi buraya yazarken.İngilizce dışındaki tüm dillere hep ilgim oldu,hep çok sevdim ,birde şarkılarını dinlemeye bayıldım,bana kalsa müzik dili İtalyanca ,fransızca ve İspanyolca olmalı derim bu belki Latince’yi sevdiğimden ileri geliyor.Müziği bu yüzden hep çok sevdim,anlatmak istediğini anlamak için dilini bilmeniz gerekmiyor.Bu hayatta kimse de sizden bunu istemez zaten.Tıpkı arkadaşınız gibi.

Günün konusu ,yazımın içeriği “arkadaşlık ” oldu.Amigos ve Roberto Carlos sayesinde.Bugün caz seçmedim seçemedim,diğer güzel şarkılara ve bunları yazan ve besteleyen güzel insanlarda var hayatta.
Bu satırlarda belki kimimiz gidip bir çayını içemediğimiz , arayamadığımız , hatta uzundur yüzünü görmediğimiz,nefesini hissetmediğimiz dostlarımız,arkadaşlarımızı düşündük bir an.Ben şahsen bunları yazarken kendime bu konuda bir eksi puan yazdım.
Bugün Pazartesi bitmedi,benim yazılarımda bitmedi,önümüzde koca bir hafta ve uzun günler var.Ve hepimizin en güzel dostları ve arkadaşları var hayatı bizim için güzelleştiren.Yaşadığımız anları anlamlandıran.
Hayatımda olan,hayatta olan ve kaybettiğim tüm arkadaşlarıma dostlarıma en derin sevgimle ve şükranla bitiriyorum bugünü.iyi ki varsınız.

*Amigos

The Shadow of your smile*

Her gün için bir şarkım varmış gibi oldu bu benim blog yazılarım.Aslında ruhunuz müzikle dolu bir halde doğduysanız , içinizdeki müzik hiç susmaz,hep var olur.Üstelik her gün için bir şarkınız olur, dilinizin ucunda ,aklınızın bir köşesinde.Tüm bunların ötesinde birlikte büyüdüğünüz “müzisyen akrabalarınız “olur.Hiç tanışmadığınız halde hayatı sizinle birlikte taşıyan en iyi dostlarınız olurlar siz farkında olmadan. Onlarla hiç bitmeyen bir dostluğunuz başlar bir ömür süren.Hatta kendi ailenizden daha yakındırlar çoğu zaman.Çağırır çağırmaz hemencecik yanıbaşınızdadırlar.Sihir ya da büyü mü istiyorsunuz yaşamınızda o halde müzikle içiçe bir hayat yaratın kendinize.O büyülü dünyada tüm ruh halleriniz için birisi mutlaka hazır bekler.Söyleyecek sözleri vardır her zaman,kimileri bu dünyadan uzaklara da gitmiş olsalar daima yakınınızdadır hepsi.

İşte bu güzel pazar günü bitip de Pazartesi’ye doğru geçen şu zamanlar yok mu hiç sevmem,kim sever ki?…Bir garip huzursuzluğu , ertesi gün işe başlama “mutluluğu” mu demeli bilmiyorum , belki de bir yalnızlık durgunluğu ,kalabalık da olsa değişmeyen bir hâl.Sanki günler yaratılırken bundan haberdar gibiydiler.Pazarı takip eden güne Pazartesi denmesi Yahut Sunday ve monday’ deki manidar durum gibi.

“Bir pazar’ım var “onuda mümkün olduğunca terk etmek istemem.Hiç bitmesin ve bir yere gitmesin isterim.Sonra da bu saatleri benim için güzel kılan anlamlandıran , ruh halime uyan “the shadow of your smile when you are gone…” Gelir aklıma ve oturup dinlemek isterim.her kimden dinlerseniz dinleyin tempo hep güzeldir,çünkü güzel bir gülüşün ardından kalan o ruhu sakinleştiren gölgeden bahseder.Tıpkı pazarın yüzümüzde bıraktığı o güzel gülüş gibi.
“Sen gittiğinde… gülüşünün gölgesi olacak benim hatırladığım,
Baharı hatırlıyorum,
Aşk getirebilir tüm sevinçlerimi
Sen gittiğinde Sevgilim ,Benim hatırladığım senin gülüşünün gölgesi olacak,bende kalan…”
Belki birebir böyle değil çevirisi ama dinlerken hissettiğim , anlamlandırdığım bu,yazarken ben bile gülümsedim kendime.Sezen Cumhur Önal’ın kulakları çınlamıştır bu arada ben bu satırları yazarken.İngilizcenin İ’sini yeni öğrendiğimiz zamanlarda bize o güzel romantizmi ile nasıl hoş bir biçimde çevirirdi o şarkı sözlerini.İşte 1965 yılındaki “Sandpiper ” filminin Müziği de tam da böyle bir şey.Pazar için ideal.Kimden isterseniz dinleyin .George Benson,Ron Carter,Dexter Gordon,Gerry Mullıgan ve daha birçokları.Bence Elizabeth Taylor’ın güzelliği tüm bu güzelliği veren ki onun başrolünü oynadığı film için yapılmış bu güzel şarkı.
Pazarımız güzel olsun dedim,Pazartesi ‘ye geçiyoruz dedim,film ve film müziği derken en iyi pazar akşamı sevdiğiniz bir filmi izlemekle Ve yanınızdaysa sevdiğinizle izlemekte.Herşeyi unutarak Ve “Arınarak” Bırakmak istediğiniz herşeyi bırakarak haftaya güzel başlamak,gülümsemeyi unutmadan.

Sahi sizde benim gibi pazartesinin şarkısını merak ettiniz mi şimdiden…Sabah ola , hayrola diyelim!
Bir daha ki pazara kadar tüm hayallerinize “gülümseyerek” sahip çıkın.

*The shadow of your smile;
1965 yılı en iyi orijinal film müziği dalında akademi ödülü ve yılın en iyi şarkısı dalında Grammy ödülü almıştır.
Johnny Mandel (müzik ),Paul Francis Webster (söz yazarı).
Trompetçi John Sheldon parçayı ilk seslendiren müzisyen.

Blue Moon*

Bir ilk yazı için “ilahi Pazar” gününden daha iyi bir zaman olamazdı.Birde elbette güzel bir bahar ve benim için büyülü Nisan ayından güzeli olamazdı.Şu ana kadar burada ne yazar ne söylerim bilemiyorum.Bazen kendime şarkılar bulurum,bazen şiirler okurum ,bu köşeden kendince … Okumaya devam et